20 Kasım 2009

Büyük mü küçük mü?


Dört büyükler deniyordu bir ara. Artık denmiyor. Üç büyükler oldu. Hatta üç büyükler aldı başını yürüdü, TDK bile "üçbüyükler" diye kelime üretecek neredeyse.
Resimlerden biri Trabzonspor Basketbol takımına ait. Futbol takımı tamam da, basketbol takımı Barcelona sanki. Hangisi bordo -mavi?
Kayseri Erciyesspor'un Inter, Antep'in Milan, Malatya ve Kayserispor'un Galatasaray, Tarsus'un Fenerbahçe formaları giymesi gibi. Basketbol takımın da Barcelona forması giyiyor. Böyle büyük olunur mu?
Bornova Bornova için Taksim'deyiz. Alelacele yemek öncesi Burger King nostaljisi yapıyoruz. Devasa bir Renault reklamı... İstiklal Caddesi'nin en güzel kapısının, yapısının önünde. Galatasaray ihtişamını gölgeleyen bir reklam... Hani Galatasaray'ın semti yok dediğim de kızıyorlar ya, simge olabilecek tek yerde Renault reklamı... Kaç para veriliyor -ve kime veriliyor- o reklam için bilmiyorum. Benim okulum Etiler'deydi. Daha çok otopark olarak tanınıyor. Galatasaray Lisesi'nin ise farkı var sanıyorduk. Meğer zihniyet aynıymış...

17 Kasım 2009

Kadın eli değince...

Yalnız değilsin...

15 Kasım 2009

Plaka yerli...

Başka başka yerlerde Galatasaray görsem aklıma 1987-88 şampiyonluğu gelir. Bolu maçı öncesi uçağın arkasına büyük bir beze "Şampiyon Galatasaray" yazmışlardı. Bizim İsmail Demiriz de spikere "Ne söyleyebilirim ki! Göklerde bile Şampiyon Galatasaray yazıyor" demişti...

Fotoğrafı bizim fahri Antepli Serhat (Bağbars) yollamış. Avustralya plakanın ait olduğu yer. Alman Kicker Dergisi'nde Darmstadt'a ait çok sayıda DA:UM plakası, izincilerde GS ve FB plakaları gördüm ama böyle bir şeye ilk kez rastladım...

13 Kasım 2009

Kimin kime saygısı kaldı ki?


Bülent Korkmaz Sporx'den Hilmi Sever'e konuşmuş, Karaman olayından sonra.
"Mesleğin saygısı kalmadı" demiş, "Önemli olan mesleğin hakkını verebilmeniz" diye de eklemiş...
Bunu kim söyledi merak ediyorum! Fox yorumcusu Bülent Korkmaz mı, yoksa satır aralarında Bakü'ye giden Bülent Korkmaz mı?
Mesleğin saygısı kalmadı... Kalmadı evet ama bunda biraz bizim, herkesin suçu var. Her konuda... En başta çabuk tüketir olduk herşeyi. Geçmişte herşeyi aynı yaşamak zorunda kalırdık, değiştirme şansımız olmadığı için kabullenirdik. Şimdi değiştirme şansımız var, kabullenmiyoruz, çabuk sıkılıyoruz, değiştiriyoruz, değişiyoruz.
11 yıl Grundig televizyon kullandık... Ekstra kumanda taktırdık, yükseltici koyduk yanına, yine de kullandık... Şimdi işe girince 4 yıl önce aldığım televizyonu değiştireceğim diyorum kendi kendime... Bu bir...
Mesleğin hakkını verebilmek... Zor tabii. Türkiye'nin Sultan'ı sitcomlarda köçek oldu. Yıldız dediğimiz topçular kukla... Benim gibi toptan anlamayanlar blog sahibi... Pavarotti ölünce yalnız kalan Tatlıses otobüsçü, lahmacuncu... Örnekleri çoğaltmak mümkün...
Hepsi değil ama Bülent içlerinden sadece biri... Mesela ben otobüs duraklarında afişlerini gördüğüm takım elbiseli şov adamına nasıl teknik direktör gözüyle bakayım? Düşünün benim Bülent'e saygım kalmamışsa kimin kime saygısı kalacak?

11 Kasım 2009

Danke Enke...

Bir hastalığı vardı yakın bir zamana kadar. Odur diye tahmin ettim ama intihar diyor Almanlar... İstanbul maçıyla girdi hayatımıza ve hemen çıktı. Biz Galatasaraylılar'a hakkı geçti. Toprağı bol olsun...

08 Kasım 2009

Değil de nedir?

Adıyaman'da top oynarken "Kaptanlık pazubantımı Kewell takacak" desen kim inanır?
Neeskens'in yolunun Diyarbakır Atatürk Stadı'na düşeceğine...
Rijkaard'ın bir gün Özdiyarbakır firmasının otobüsüne bineceğine...
Alınganlığa ortam hazırlamayayım; Şehir isimlerini değiştirin. Giresun, Aydın, Edirne, Adana, Antep ya da başka bir il olsun Diyarbakır yerine...
Futbol asla sadece futbol değil. Eyvallah...
Değil ama nedir?.. Benim tanım bulamıyorum buna ama artık bir tanım bulmanın zamanı geldi...

Misvak...

Chelsea-Manchaster maçı... Drogba'nın oyundan çıktığı sırada... Gözüm tribünde...
Misvak olsa az biraz tahmin yürütürüm. Anelka'nın arkadaşı falan derim... Ama elemanın elinde diş fırçası...
"İngiltere'de maç seyret, futbol kültürlerini öğren" demişlerdi bana...
Sigara içmemek için bizim bilmediğimiz bir diş fırçası mı üretildi yoksa bu arkadaş mı özel üretim?
Ben çözemedim ama hakikaten gitmek şartmış İngiltere'ye...

Sarı kart deyip geçme...

"Futbol sevgisi herhalde kandan yani babamdan geliyor. Çünkü hasta Galatasaraylı olan babam 13-14 yaşlarındayken memleketini, annesini babasını geride bırakıp futbolcuları canlı izleyebilmek için gurbete gelmiş bir insan. Tabii ki geliş nedenleri arasında ekmek parası da var ama onu Diyarbakır’dan İstanbul’a göç ettiren şey ilk olarak futbol sevgisi."

FourFourTwo'nun Kasım 2007'deki sayısında Ozan Şişli'nin röportajında bunları söylemişti. Babası bu kez onu Galatasaray formasıyla memleketinin takımına karşı izleme şansını yakaladı. Olmadı...

Ya?..

Bütün gazetelerde medya sitelerinde yazıyor. Üstünel'i tehdit eden gazeteciler Seten'le Özdemir... Tehditi bırak, şantaj diyenler var...

Gökmen'in yolladığı mesaj: "Ercan’a sizin görüntüler gidiyormuş. Fener’e küfrederken. Polat, Sezgin ve senin."
Gazetenin sağına soluna bakıyorum tehdide dair birşey yok.
Gazeteci-yönetici ilişileri pembe dizilerden beterdir. Ya Haldun Üstünel derdini anlatamamış, ya gazeteler elbirliğiyle haberi taraflı ve aynı görmüş, ya bu iş danışıklı dövüş ya da Haldun Üstünel bok atmış...

Haftanın adamı...

İlk Mansur Forutan'ın aklına gelmişti bu: "Önemli maçlar öncesi Rüştü'nün bir sakatlığı olur ve yedek kaleciyi kurban olarak seçer... "

Bu görüşü savunanların da savunmayanların da önemli delilleri var nitekim. Ben katılmayanlardanım. Zira Türk futbol tarihinin kendimce gelmiş geçmiş en iyi, rakamsal olarak da bir numaralı kalecisi. Olayların seyri nasıl ilerlediyse ilerlesin haftanın adamı Zafer Öğer'dir benim cephemde. Caps almayı akıl edemedim ama maçtan sonra Zafer Öğer'in Hakan Arıkan'a sarılışı ve yüzündeki mutluluk hayalimden gitmez artık.

06 Kasım 2009

6-0 ve Milliyet...

Bugün eşimle AKM de ilk buluştuğumuz günün 12. yıldönümü ama 7 yıldır başka anlamı var benim için.

Daha önce yazmıştım, "Ceyhun Eriş'le Fatih Akyel'dir 6-0'ın kahramanları, her iki 6-0'lık maçta da kazanan taraftaydılar" diye...
Bilinememişti. Başka 6-0 mı var denmişti.
Artık bilinir...
Zira... Milliyet arşivini açmış... Forumlarda, bloglarda, sozluklerde ortalık herşeyi bilenden geçilmiyor artık. Maçla ilgili herşeyi, her ayrıntıyı biliyorlar!
Merak etmek güzel, bakmak güzel, öğrenmek güzel... Ama iki dakika önce okuduğun şeyi biliyormuş gibi satmak neyin nesi...
Oysa ki futbol geçmişine dair, bilmek değil, hatırlamaktır güzel olan...

Kavuk


Yukarıdaki resmin altına saçla, saç örneğiyle ilgili birşeyler yazmış Almanlar, biz girmeyelim o topa, geçmiş, bitmiş...
Yalaka demiştim zamanında, sözümü geri aldım. Özel adam vesselam.
Merakım, bu tarz kıyafetlerle görebileceğimiz bir yerli adam var mıdır acaba?

Onlar artık reklam yıldızı

Türk nüfusun Almanya'da çoğunlukta. Almanlar da bunu kullanıp DKMS için bizim Altıntop kardeşleri pozlamış. Yani Almanlar'ın Kemik İliği Bankası için... Bir zamanlar alışveriş delisi derlerdi bizim oradaki Almancılar'a. Hatta bir keresinde rahmetli abimin çocukken resmini gazeteye basmışlardı. Aha bunlar paso alışveriş yapıyorlar diye. Saklıyoruz hala o gazeteyi. Şimdi o şehrin duvarlarında bu resimlerin asılı duruyor olması benim için önemli... Hanım kızımız Veronica Feldbusch ve Podolski'nin kampanyanın diğer elemanları olduğunu da söyleyelim...




02 Kasım 2009

Türkiye'nin yıldızı Özer!

Aykut Kocaman verdi ya gazı, gidiyor. Herkes Özer'i bekliyor.
CM modası bitti dedik, Özer modası daha geçmedi.
Cem Yılmaz'ın "kaynım" esprisi gibi:
Fener'de kim oynamıyor, eksik kim desek, "Özer",
Oyuna kim girsin desek, "Özer",
Alex yok Daum ne yapsın desek "Özer"...
Son 3 yılda 10 maçını izleyen yoktur ama sanki Türkiye'nin yıldızı Özer...
İnsanın zoruna gidiyor. Arda koşsun, didinsin, dili dışarıda maç bitirsin. Yerin dibine sok...
Adam bi tek maçta forma giysin, oyuna girmeye hazırlanırken bile onun yerine Deniz Barış girsin "göklere çıkar"...
Ajda Pekkan'ı süperstar yapan ülke top oyanamayan adamı da yıldız yapar...
Kassel yani Almanya'nın Harlem'inden topçu çıksa bizim akrabalardan çıkardı deyip bokumu atayım hem de postu bitireyim...

Hangisi...

Diyarbakırspor, başkan Çetin Sümer'in söylemiyle haftasonu Galataspor'la maç yapacaktı. Ama kendisi maça çıkmayacaklarını olmadı PAF takımla çıkacaklarını söylüyor. Taraftar değil, yönetim değil kendisi söylüyor bunu.
Tamam Arap Şeyhi yapsın da Türkiye'de de gelenek olmasın bu. Demirören'den sonra bir de Sümer...
En önemlisi 2. liden yükselirken "Diyarbakır" olmanın ekmeğini yemek güzel, "Kahrolsun PKK" denince kötü.

Nefes

İki ay önce çıkardım kamuflajları üstümden. Ağrı'nın soğundan sonra yeni yeni ısınıyorum. Metroport'da 6 TL'ymiş film. Gittik, Nefes'de kar görünce yine üşüdüm.

Güzel film, beğendim. Tam kalkıp gidecekken çocuk "Götür beni gittiğin yere" dedi... 1993 yılında geçen film, Emrah'ın 1996 yılında söylediği şarkıyla bitti... Olmadı...

01 Kasım 2009

Önce Türkçe...

Sivas'ta yardımcı hoca Fenerli eski topçulardan Telat...

Daum'un yardımcısı ise aynı jenarasyondan Ayhan Tumani. İkinci memleket Bielefeld'de oynardı Ayhan Tumani zamanında. Az çok o kuşağın neyi bilip bilmediğine, Türkçe'yi ne kadar bilip bilmediğine şahidim.
Daum'un söylediklerini anlayamıyorum ben. Bir decoder de Tumani için lazım. Murat Kuş'u aratıyor. Ona bile emin değilim ama Tumani ancak Daum'un günlük işlerini haklledebilir. Daum'un yanına Türkçe'ye hakim, Türkiye'ye hakim bir tercüman lazım...

30 Ekim 2009

3G

Gavur teknolojinin içinde yüzüyor... Bizim için 3G'nin anlamı sadece "senin telefon 3G'li mi?" Zira telefonun ön kısmında kamera varsa 3G'li oluyor herşey.

Bir de başlık krizi var...
Bir iki hafta önce birisi yapmıştı bu haberi: Çok sevmişler yapmaya devam ediyorlar. Yaratıcılık da sınır tanımıyoruz ama icat edilen şeyin başka bir mucidi olamaz...Şimdi sırada Manisaspor var... 3G ye hazırlanıyorlarmış... Nedir? Gençlerbirliği, Gaziantep, Galatasaray... Bir şeyler üretsek de 3. nesile bir faydamız olsa... Neyse, aynı şeyler önümüzdeki günlerde Bursa, Belediye, Antalya için de yazılacak... Allah yardımcımız olsun...

29 Ekim 2009

Kupayla başladılar, kupayla bitirdiler...

28 Ekim 2009

Bir yanlışlık var ama...

Bugünkü Fanatik'de Ali Baransel haberinin altında güzel bir haber vardı satır aralarında kalan. Sinan Vardar ailecek Beşiktaşlı olmak kavramını yanlış anlamış sanırım: “Ben CEO olayım. Büyük oğlum yönetici, küçüğü ise profesyonel olarak kulüpte görev almalı."

Almalı mı cidden?

Sorun Arda'da mı?

İki gündür gazetelerin çoğunda konu Arda.

Haftalardır düşüşün içinde,
masraflarını üstlendiği lösemili bir çocuğun ölümü onu üzmüş,
gündüz kıyafetini gece, gece kıyafetini gündüz giyiyormuş...
Eski kaptan abileri şöyle yapsın böyle yapsın diyor...
Ayhan Akman senelerdir Kadıköy'de isabetli pas yapamıyor, Elano Lincoln'den daha kötü, Keita yumruğu yapıştırıyor, Baros sakatlanmış golcün yok, eksiğin çok, tek mesele Arda...
Bu çocuk 22 yaşında daha... O kadar milli maçta, lig maçında bel bağla, dinlendirme, çocuğu bitir. Metin Oktay'ın yerine koy. Giydiği cekete karış... Sonra da "niye böyle oldu" de.
Kadıköy'deki maçı saymıyorum, herkesin ayağı titriyor, onunki Turkcell reklamından beri... Normal...
Aylar önce Sergen olursun demiştim... Sözümün arkasındayım. Arda bitecek oyuncu değil... Ama gittikçe üstüne gidiliyor... Kendisi bitmez, ama bitirirse basın bitirir, o ayrı...

Kral'ın "son" hali...

Şarkılardan Fal...

Ben lisedeyken radyo furyası vardı. Para yoktu kaset alacak. MP3 zaten yoktu. İçimden şarkı seçer radyoyu açardım. Unutmam... Sadece bir kez Sarı Saçlarından Sen Suçlusun'u tutturdum. O an için özel insan olduğumu düşünmüştüm.

Spor sayfaları ve programlarından uzak şu bir iki günü fırsat bilip Deck Teyp'in bilgisayara bağlantısını nihayet tamamladım. Edip Akbayram'ın Senden Haber Yok kasetini koydum. İlhan'a Özlem çalmaya başladı. Dinledim yüksek sesle.
Akşam... Ömre Bedel'in reklam arası. Show'da Bu Kalp Seni Unutur mu var. "İlhan (Erdost) ölmüş" diyor eleman. Tesadüf dedim, tesadüf...
Kayahan'la başladım Kayahan'la gideyim. 20 yıl önce söylemişti Nilüfer şarkıyı. Birdenbire moda oldu. Facebook'da, MSN iletilerinde. Şu an tüm Fenerliler onu dinliyor mesela. Yazık... Gün popülariteye modaya sövme günüdür...

Bavul...

Sanki bir yere yetişecekmişim gibi...

Yemek hızlı yerim. Otobüsle geç kalacağımı düşünürdüm hemencecik taksiye binerdim. Hızlı konuşurum. Ne varsa bir an evvel dökeyim diye. Lost'u bile hızlı sarıp izlediğim olmuştu.
Filmin başı da sonu da beni ilgilendirmiyor. Fragmanı yeter. Sanırım Denizlili öğretmen... Gitmiş bir Kürt köyüne. Kürt köyü diyorsak kızılmasın. Vardır Anadolu'da çoğu şehirde. Ayrılır... Askerlik yaptığım Ağrı'da da vardı... Orası Türk köyü, burası Kürt köyü...
Bizim de öğretmenlerimiz vardı. Bizim de sınıfta cezalar verilirdi. Ama aşağılanmazdık. İlkokulda, ortaokulda öğretmenlerimin çoğu Antepli'ydi. Antep'in yerlisi Emel Karakurt dahil İstanbul Türkçesiyle ders verirlerdi. Öğretmen dediğin şivesiyle değil İstanbul Türkçesiyle konuşur.
Öğretmenler aşağılayacaklarsa gitmesinler oralara. İnsanların cahil kalmaları, oluşacak tepkilerden daha iyidir. Okuma yazmadan geçtim. Türkçe konuşmayı öğrensinler, bir de saygı görsünler. O zaman değişir çok şey...

27 Ekim 2009

Taklacı güvercin...

Pornocular star olur, yatak odasından geçenler tırnaklarıyla kazıyarak gelir. Daha neler neler...

"Hep takla atmamızı çekerler" diyor NTV deki spor aşkı programında Yılmaz Vural.
Yaptıkların birikimindir.
Takla atmasaydın çekmeselerdi. Takla attığın için, milleti ilginç laflarınla, konuşmalarınla, hareketlerinle güldürdüğün için herkes seni tanıdı.
Sen bırak şimdi keklik gibi davranıp milli takım adaylığını, güvercin gibi takla atmaya devam et...
Vizontele'de Yılmaz Erdoğan'ın güvercinlere dediği gibi takla yok yem de yok...

40. Yıl...

Cümle içinde çok sık kullanılır. 40 yıl düşünsem aklıma gelmez... 10, 20, 30, 50 denmez ama nedendir hep 40 yıl denir. Anadolu'daki bir çok takımın kuruluş yılı 1969... 40 yıl olmuş Gaziantepspor'un kuruluşuna da...
Antep'te işadamlarından daha çok çalışan bir isim var: Gazeteci Mustafa Teke... Antep'in 40 yılını anlatmış. Tüm sezonların kadroları, resimleri, anıları. Nazarımda müthiş bir iş... Eline sağlık Mustafa Teke...

Kaybedenler Ligi

İlk gün "bir bakayım" dedim. Önce keyifli geldi sonra üzüldüm. Mesela Saffet için... Sen o kadar menajerlik yap, kulüp başkanı ol, sonra gel Boliç'in takımında yedek otur... Mesela Tanju için... Sen o kadar gol at, hatta git Altın Ayakkabı al, sonra gel şov malzemesi ol. Mesela Baliç için. Kefen giyme. Sonra giy. Sonra gel Hoydonk'un takımında forma giy. Diğerleri için... Hali hazırda bir takım çalıştır, yardımcı antrenörlük yap, sonra da gel reyting malzemesi ol. Taş artık ağır değil. Devler benim nazarımda kaybetmişlerdir.
Bu arada hani olur ya... Yıllar sonra yine boyle bir program yapılacak olsa Emre hangi takımda oynar?

Munaron...

Bilmemek ayıp değil... Kaç zamandır aklımdaydı. Trabzon'da devamlı gülen, Daum'un Koch'una benzeyen pornoco tipli bir adam var, kim diye merak etmiştim. 86 Dünya Kupası'nı sahura kalktığım günlerde takip ederdim ama bu adamın 86'da Belçika'nın yedek kalecisi Munaron olduğunu arşiv düzenlemesi yaparken öğrendim. Bizde Küçük Emrah'ın klipleriyle başlayan sonra Hıncal Uluç'la devam eden omuza kazak asma olayının öncülerindenmiş meğer merak ettiğim adam...

Başlamadan bitmek...

- Ciddi anlamda söylemek gerekirse, büyük hedefler peşindeyim.
- Her gün üstüne koyarak, basamakları yavaş yavaş emin adımlarla çıkmak istiyorum. Hem karakteriyle, hem de yaptığı işlerle Türk futboluna damgasını vuran, örnek bir isim olmak istiyorum.
-Herkes gibi rekabete hazırım. Diğer kaleci arkadaşlarım gibi ben de oynamak istiyorum. Oynamadığım zamanlarda da çalışmak zorunda olduğumu biliyorum. Çok iyi çalışacağımın sözünü verebilirim.
Ufuk Ceylan - 07.09.2009

Hani hiç değilse şuraya Beren Saat, Tuba Büyüküstün, Begüm Birgören sınıfından birinin resmini koysaydık...

Röportajın tamamı: Ataryemez.com

Maskara...

80'lerin sonu. Şahin Özer düşünüp taşınıyor. Ahmet Kaya'lı Taç Müzik'in karşısına öyle bir adam çıkartacak ki kimse anlamayacak. Bu adam için "sağcı mı solcu mu" diyecekler.

Biri Kurtuluş Savaşı Destanı'nı söyleyecek diğeri Urfa Kurtuluş Türküsü'nü.
Biri Zeytin Karası Gözlerin, diğeri Yar Gözlerin Yemyeşil diyecek.
Ahmet Kaya'nın ölümünden sonra bile devam edecek bu. Rahmetli Biraz da Sen Ağla diyecek, diğeri Ben İki Kere Ağladım diye cevap verecek.
Kısaparmak'ın rengi sonradan anlaşıldı elbet.
Kendine özgü de bir hayran kitlesi oluştu.
Ama Kaya hiçbir zaman karısını karşısına alıp da böyle maskaralık yapmadı...

Eski arkadaş...

Isot aradı. "Abi Haberturk'u aç" deyip kapadı... Hülya Avşar karşısına şimdilerin ikoncanı Ivana Sert'i ve "bir zamanların ikoncanı bendim" demeye çalışan Pakize Suda'yı almış konuşuyor. "Bir zamanların ikoncanı Serpil Çakmaklı ve Hülya Avşar'dı" deyip gülüyorum ben. Ama bizim için "Haberturk'u aç'ın" anlamı başkaydı. Yıllar sonra Hülya ve Pakize aynı karedeydi...

Benden PES...

Sorunla başetmek için öncelikle kendini güçlü hissetmen gerek. Sonra da sorunu tanımak... İstersen sırasını değiştir. Geçenlerde bizim Ortega Hasan Facebook sayfasına koymuş 1992'deki Aykut-Stumpf'lu maçın ardından Rıdvan'ın yaptığı yorumu. "Türkiye'nin en büyüğü Fenerbahçe" diyor Rıdvan. Kamerayı kapat aynı soruyu sor yine aynı şeyi söyler.

Benim Galatasaraylılığım böyle: Rıdvan'ın söylediği anlamada bu ülkenin en büyük kulübü Fenerbahçe. Kabullenmek gerek artık. Neyi başarıp neyi başaramayacağını çok iyi tartacaksın. Kendini büyük, karşındakini küçük görmeyeceksin.
"Carlos nerede?" sorusunun yanıtı Fenerbahçe. Oynasın oynamasın, senin takımında da böyle bir adam olacak. Dünyanın en ünlü solu Carlos'un karşısına adam gibi bir sağ kanat koyacaksın mesela. Bu adam mümkünse Fildişi'nden olmasın, profesyonel de olsun.
20 yaşındaki çocuğa Metin Oktay muamelesi yapmayacak dahası "al sana kaptanlık pazubantı" demeyeceksin. İlla mor forma üretmek istiyorsan üzerine "Sadece kadınlar için ve sadece maçlarda giyebilecekler" diye bir ibare koyacaksın.
Dediğim gibi önce kabullenecek sonra güçlü olacaksın. Her sene aynı tabloyu yaşatmasınlar artık. "Pes" deyip, çıkmasınlar, gitmesinlar Kadıköy'e. 3-0 hükmen mağlup olmak hepsinden daha iyidir.

22 Ekim 2009

Paran cebinde kalsın...

Araba sonrası radyoyla yeniden tanıştım. Gerçi radyo çok dinlemiyorum. Kendi seçtiğim şarkılardan bir mp3 listesi yapıyor, onlarla idare ediyorum. Asıl derdim benim dinlediğim şarkıyı o anda "sadece ben dinleyeyim" isteği. "O zaman" daha özel geliyor şarkı. Hele bir de unutulan şarkılar olunca...

Lig Radyo ve Radyo Sport dinliyorum müzik dinlemediğim zamanlar. Yine kategorize yapacağım ama bu kez ses'ten tahlil yapıyorum. Bir ara soğuk yaklaşıyordum ama Efe Uysal, Genco Boran, Can Tongo efendi çocuklarmış. Biliyorlar, konuşuyorlar. İddaa'larını temellendiriyorlar. Gaza geldim, arabayı sağa çekip, yeminimi bozup iddaa oynayayım dedim. Yorumlara aldanıp Chelsea'ye alt verecek, handikaplı Porto diyecektim.
Allah'tan Lig Radyo'da Yiğiter Uluğ'a denk geldim. Bir plaj topundan girdi, Benitez'den çıktı. Hatice'yi anlattı uzun uzun. Kısmetinde yoksa kırmızı top da girer kaleye, yenilirsin deyip vazgeçtim... Param cebimde kaldı...

21 Ekim 2009

Nevizade Geceleri

Başta söyleyeyim. Tribün kültüründen anlamam. Forma giyip maça gitmek bile bana tuhaf gelir. O yüzden son gittiğim Antep-Ankaragücü maçında çok rahattım. Herkes benim gibi gömlek tişört giymişti.
Sözler biraz Demet'in Arnavut Kaldırımı'sı, biraz Yıldız Tilbe'nin Sana Değer'i, biraz da Bekle Bizi İstanbul. Müzik tamamen Senden Başka...
Tutmadım ben bu Nevizade Geceleri ya da Peşindeyiz isimli besteyi...Zaten beste diyoruz ya, Manos Hadjidakis'in beste. Bu besteye yeni bir ad bulmaları lazım...
Başa dönelim...Sami Yen'deki maçtan sonra belki İstiklal'e uzayan, Nevizade de iki tek atan birileri vardır... Onlar oturup bir iki mırıldansın ama bütün stadın söylemesi bence abes. Beşiktaş'ın Köyiçi'si Fener'in belki caddesi, Altıyol'u var. Galatasaraylılar İstiklal'e sahip çıkmaya çalışıyor ama boş. Stadın yarısından fazlası Esenler'e, Halkalı'ya, karşıya gidebilmek için otobüs, minibüs, trafik kavgası yapıyor. Ne İstiklal'i ne Nevizadesi?..

12 Ekim 2009

Çetin kalsın başkası gelsin...

Hikmet abi formülüne ya da Hikmet Çetin'in aday olma ihtimali fikrine pek ısınamadım ben. Gazetelerde Hikmet Çetin tanımlanırken hep "Beşiktaşlılığı ile bilinen" cümlesi kullanılıyor. Mesele buysa Kaya Çilingiroğlu da pekâla başkan adayı olabilir.

Kötü olan; Hikmet Çetin'in "düzgün" adam olması. Ben çok temiz bir adamın Beşiktaş'ın başında olmasını, ekseriyetle tribün baskısı yüzünden gitmesi muhtemel Demirören'in yerine gelmesini istemem.
Beşiktaşlı duruşu deniyor ya hani, şimdiki başarısızlık Çetin döneminde de tekrarlanırsa duruş ne olacak. O tribünler değil miydi "Seba gitsin Ahmet Dursun" diye bağıran. Seba gibi bir adam isteği kafaya dong etme değil de lüzumsuz bir nostalji modası gibi geliyor bana.
Artık Seba yok Seba gibilerinin de bu futbol dünyasında yeri yok. Biz büyüdük, futbol kirlendi, Beşiktaş duruşu da "Ahmet Dursun" dendiği gün değişti. O yüzden Çetin sevdiğimiz bir adam olarak yerinde kalsın duruşunu bozmasın. Beşiktaş da ortama uysun, 2010'daki genel kurul için paralı, güçlü ancak akıllı bir iş adamı arasın.

11 Ekim 2009

Gitme kal diyemedim

Belçika maçında taraftarların bir kısmı "imparator" bir kısmı da "istifa" diye bağırmış. Ben ise "İmparator istifa" dedim. Nihayet Ermenistan maçı sonrası bırakıyor Terim.
15 yıl insanları sokağa döken adam gidiyor, kimse kalsın diyemiyor. Acı. Daha önceleri bu sayfalarda yazdım kendi sonlarını kendileri hazırlıyor bazıları.
Terim gidiyor, şimdi soru kimin geleceği.
Basının harcamayacağı ya da harcayamayacağı adam lazım. Yerli bir adam maalesef yok. 4 yardımcının bu zamana kadar bi numarasını göremedik. Aykut yolunu çizdi. Olmaz. Ersun komplekslerini yenemiyor o da olmaz. Eski Almanlar artık yok. Skibbe, Doll, Röber gibi adamlar iki dakikada harcanır. Löw olsabilseydi diyor insan. Lucescu, yaşlı yabancılar ve gibileri sadece seçici olur. Terim'den öteye gidemezler. Aklıma gelen daha doğrusu orada olsa ses çıkarılmayacak iki isim var bence. Biri Rıdvan diğeri Rijkaard... Olur mu olur...

02 Ekim 2009

Plan tuttu...

6 gün kaldım Antep'te. Geldim. Antepli'nin şu günlerde birinci gündem maddesi salça ve kurutmalık biber. Karınca misali çalışıyorlar kış için. Antepspor hiç konuşulmuyor bile.

Bu ilgisizlikte ve 22 yıl aradan sonra Kamil Ocak'ta yeniden bir Gaziantep-Ankaragücü maçı seyrettim.
Takım kötü. Olur... Olcan koşmuyor. Koşmaz... Bayraktar dökülüyor. Dökülür... Beto'su, Murat Ceylan'ı kendilerini büyük maçlara saklıyor. O da olur... Ama Antep'te işlerin pek saha içiyle pek alakası yok...
Ben gibi Antep şövenistleri azalmış. Belki Antepliler ve Antep'i tanıyanlar anlayacak sadece ama, kıyma kebabına Adana diyorlar, kebap artık bulgur pilavı eşliğinde servis edliyor. Yemekten önce fındık lahmacun veriliyor. En vahimi cevizli baklava bile var artık. Antep kültürü değişiyor. Gelenler Antep'e değil, Antepliler ayak uyduruyor gelenlere. Kendi imkanlarıyla gelişen Antep'in işadamları meydanı Urfalılar'a, Mardinliler'e Siirtliler'e bırakmışlar. Şehir bitmiş.
Taraftar maça gitmiyor çünkü Antepli'nin tepkisini koyabileceği tek yer, tek ortam stat. Antep Urfa-Suruçlu bir adamın Antepspor'u yönetmesini hazmedemiyor. Bu noktada kutlanması gereken (!) tek insan Celal Doğan... Doğan'ın Mart 2004 yerel seçimlerinden sonraki planı tuttu. Veliaht olarak çok doğru bir tercih yapmış. Yerine işi iyi yapan bir adam alıp koysa pek bir değeri kalmayacak, unutulup gidecekti. Celal Doğan Antep yenilgilerinden sonra röportajlarına kaldığı yerden devam ediyor. Bu hafta Hürriyet'te röportajı ve yerel medyalarda sayfa sayfa açıklamaları vardı. Ve o bizden hep şu cümleyi bekliyor: "Celal Doğan gitti böyle oldu"

Golcü yok...

Takım bana keyif veriyor vermesine de gol atamıyoruz yine. Elano, Arda, Kewell, Sarp ara sıra gol atar ama her zaman atmaz. "Samsunspor'un sadece maç skorlarını öğreniyorum. Golü kimin attığını sormuyorum çünkü golleri Tanju'nun attığını biliyorum" demişti Metin Oktay izlediğim bir pazar programında. E Türkiye'de şimdi böyle bir adam yok. Bursa en son 4 attı. Sercan'ın golü yok. Başka da aklıma gelen yerli isim yok. Nonda'yla da Baros'la da işimiz yaş... İyi bir Hesselink lazım bu takıma...

Endüstri Mühendisliği...

Renkli tribün görmek hoşuma gidiyor ama tribünde forma giymek bana göre değil. Gaziantep-Ankaragücü maçında forma giyen adam sayısı da 3'tü 5'ti...
Artık Boca, Liverpool, Celtic, bilimum yerli yabancı formaları giyip de "endüstriyel futbola karşıyım" demesin kimse. Antep seyircisi Allah'a şükür endüstriyel futbola karşı, hâla forma giymiyor. Zaten nasıl giysin, orjinal forma diye Sirkeci'deki imitasyonlardan satıyorlar, Almancılar dışında pek alan da yok...