05 Temmuz 2009

İmitasyon

Felsefe okuma işini sevmediğimiz için şimdi buralardayız. Az çok birşeyler öğrendik ama neyse. Daha önce gördüklerimizin ürünü olarak duyduğumuz bir nesne ya da kişi adı zihnimizde onun resmini canlandırır. Keita ismini duyunca aklıma "Uğur Boral Keita'yı maymuna çevirdi" sözü geldi. Sevilla'lı Keita geldi, Barcelona'ya transfer olan Keita geldi.Sanırım biz Keita'nın çakmasını aldık. Sonu ya da katkısı olumlu olur umarım ama fayda kadar imaj olarak da katkısı olacak oyuncu alması lazım Galatasaray'ın. Yarın bir gün Kicker UEFA'ya katılan takımlar için bir almanak yaptığında takımları tanıtırken zorlanmasın, şak diye Rijkaard'ın resminin yanına milletin, rakiplerin dibinin düşeceği bir topçunun da resmini koysun. Ayrıca Lyon'un forumlarında okuyunca "kazıklandık mı" dedim ama Keita umarım iyi Şaş, iyi bir Yattara olur...

28 Haziran 2009

Halka açık...

El birliğiyle önce TSYD Kupası'nı kaldırdılar. Sonra sezon açılışları birer ikişer kapanışa geçti... Sezon başı gördüğümüz genç bir oyuncuyu izlemek için tüm sezon beklerdik. Ben ve benim gibi bir iki manyak Fahrettin Durak ismini biliyorsa bunu sezon açılışlarına borçlu mesela. Ayrı bir yerlerde durur poz verirlerdi gazetecilere. İmzayı statta atmasalar da tribündekiler ve bir gün sonra Anadolu'da gazetede resmi gören bilirdi duyardı transferi. Bu ülkede takım muhabirleri yataklarından kalkıp bir iki poz çekmemek için idmanları kendilerine ve seyirciye kapattırıyor ama kimsenin de sesi çıkmıyor.

Roberto Carlos ve Mehmet Topuz imzalarını statta attı. Nihat'a imza attıracaklardı en son İnönü'de Beşiktaşlılar, sonra ne oldu bilmiyorum. Bugün Lig TV'de hazetmediğim topçulardan Ümit Karan'ı Eskişehir'e "statta" imza atarken gördüm. Sergen Yalçın, Coşkun Birdal gibi. Fazlaca arabeskti görüntüler. Ama olsun. Steril imza törenlerinden farklıydı. Denizli'deki, Trabzon'daki ya da başka bir şehirdeki ufak yaşlardaki çocuklar kim transfer olduysa, olacaksa birkaç sene sonra unutacak. Ama varsa ki çok vardır Ümit Karan'ın imzasını izleyen çocuklar muhtemelen o imzayı hiç unutmayacaklardır. İnteraktif imza töreni için kişisel bir teşekkür yolluyorum buradan Eskişehirspor yöneticilerine...

Hangi pop?

Gazetelerde pop müziğin yeni ismi Sıla'dan bahsediyorlar. Önce "Sevişmeden Uyumayalım" sonra "İnşallah" şarkılarını dinledik mesela. İnsanlar ne zaman bu şarkıların arabesk, söyleyeninin de popçu olmadığını öğrenecek bilmiyorum. Sıla'yla Selahattin Özdemir'i aynı kefeye sokmuyorum tabii ama zaman geçti, değişti, arabeskin söyleyenleri de değişti, tarzı da. İster zengin arabeski, ister neoarabesk deyin ama şarkıya pop söyleyene de popçu demeyin. Albüm Sony müzikten çıkıyor olsa bile...
Şarkı demişken son zamanlarda Yıldız Tilbe'ye sardım. Benim gözümde Türkiye'nin en çirkin ama en seksi şarkıcısı Yıldız Tilbe... Sanırım birçok şarkıcıdan daha çok sevilmesini anladım. Aldatılsa da, sevilmese de, bakmasa o hep şarkılarında seviyor erkeğini. Tıpkı Sezen Aksu gibi...

21 Haziran 2009

Kariyer...

Erhan Önal'la Uğur Tütüneker'i saymıyorum... Daha önceleri bir postta, ATV'deki Söz Gurbetçilerde konulu program sonrası Hamit'in Bayern'de oynaması hakkında "Bir gurbetçi çocuğunun ulaşabileceği en üst nokta" demiştim. Başka bir şey daha var: Galatasaray. Çoğu gurbetçi çocuğu gibi o da Galatasaraylı. Galatasaray'a gelseydi Voltran'ı tamamlayacaktı. "Kariyerimi burada sürdüreceğim" diyor, gelmiyor. Faydalı, faydasızı bilmem. Sosyoloji ile kenimi yanyana koymak istemezdim ama sosyolojik yaklaşıyorum konuya. Gelseydi içine kendimi de koyduğum gurbetçi sınıfının kıskandığı ve de gurur duyduğu tek kişi olacaktı...

Bardakçı'dan müzik istiyoruz...

Huyum kurusun daldan dala atlamayı seviyorum. Yine atlayacağım. Dün Ayşem filmi vardı İbo'nun Flash TV'de... "Ses kes" dendi, kesildi. Filmin fon müziğinde o an Yalnızım çalıyordu. Ben lisedeyken Yalnızım'ın Orta Asya ezgisi olduğunu söylemişlerdi. Şarkının bestecisi Burhan Bayar yalanlamıştı "Benim şarkım" diye. Aynı günlerde HBB'deki Ceviz Kabuğu'nda Murat Bardakçı konuktu. Bidiğimiz bi çok şarkının nerelerden araklandığını önünde bir teyp eşliğinde teker teker sıralamıştı. Popülaritenin karşısındaki adam Bardakçı hazır şu günlerde popüler olmuşken biraz da müzik arşivini de paylaşsa ya...

14 Haziran 2009

Özledim

Çıkış tarihleri kesinleşti, KTM'lere (Kamp Toplama Merkezleri) sokmayıp serbest çıkış yaptırırlarsa 17 Ağustos'ta İstanbul'dayım. Ramazan ayına girmeden içmek için 4 gün kalıyor Allah'tan. "Atarsa Urfa" diyorum bugün ama daralma hat safhada. Askerlik yapanlar bilir, şafak sıkıştırıyor artık.

Emre "Bankada sıra beklemeyi bile özleyeceksin" demişti haksız da sayılmazmış. Çok özledim, herşeyi özledim. Demet'i özledim, evimi özledim, benden küçükleri pek değil, benle yaşıt ve benden büyük arkadaşlarımı özledim, zırt pırt abimi aramayı özledim, ufak cam bardakta ikisi bir arada Jakobs'u, çay demlemeyi özledim. Lost'u, İsot'a "İsmail gız güzel mi?" demeyi, Fazıl'a, Murat'a "ciger" demeyi özledim. Sıra ve suyun ısınmasını beklemeden duş almayı, bilgisayarımı, yüksek sesle Tatlıses dinlemeyi, internette saatler harcamayı, rahat rahat gazete okumayı, eski dergilerimi, gazetelerimi özledim. Beşiktaş'taki Çınaraltı'nda çay içmeyi, Şampiyon'da kokoreç-midye yemeyi, Big Mac'i, rakı içmeyi özledim. Uydudaki Infinity kanalımda arap klipleri izlemeyi, telefonumdaki melodilerimin sesini özledim. Kumandamı, televizyonumu özledim. Antep'i, İstanbul'u özledim... 10 ay önce adını öğrendiğim şu Ağrı'nın Tutak ilçesinde, Haliç'in o eski boklu kokusunu bile özledim.

Vacipti farz oldu...

Avrupa futboluna değinmiyoruz pek bu sayfalarda. Hem çok izlemiyoruz hem de daha iyi bilenler var, rezil olmayalım... Real bir kaç yıl aradan sonra yine dünyanın en iyi isimlerini kadrosuna aldı.FIFA 2008'de falan var mıydı bilmiyorum ama 2001'de ufak tefek isim değişiklikleriyle istediğin topçuyu istediğin takıma koyup, kendi takımını oluşturabiliyordun. Biri bilgisiyar oyununda Kaka'yla Ronaldo'yu aynı takımda oynatacak olsa millet gülerdi herhalde. Adamlar doğaüstü bir transfer yaptılar. Futbolun ya da basının içinde olan birinin Avrupa futbolunu takip etmesi vaciptir ya da gerekir...
Ben de herhalde bu sezon Galip Öztürk gibi Real maçlarını kaçırmam. Zira bu transferlerden sonra, Avrupa futbolunu bilemem ama Real Madrid'i izlemek farz oldu.

13 Haziran 2009

Son

Nihayet Topuz'un rengi belli oldu... Ya Rıdvan gibi olacak Topuz'un kaderi ya da resimdeki iki oyuncu gibi... Ben b şıkkı diyorum...

10 Haziran 2009

Galatasaray Facebook Club

Daha önceki postlarımdan birinde bahsetmiştim. Tam tarihi hatırlamıyorum, bizim gençler Kartepe'ye gitmişlerdi 2007 kışında. Zaten beğendiğimiz bir oyuncuydu, Ozan da gitmiş röportaj yapmıştı. Bahsettiğim kişi Mustafa Sarp... Röportajlar arasında aklımda kalan bir ayrıntı onunkine aitti. Gökhan Güney, hani bizim bildiğimiz arabesk şarkıcısı olan, Mersin İdmanyurdu maçlarını izlerken beğeniyor Samet Aybaba'ya öneriyor Mustafa'yı. Mustafa Sarp da Ankaraspor'a geliyor.
Facebook'un mantığının sadece tanıdığımız insanları listemize eklemek olduğunu sanmıyorum. Aynı zamanda "Ben seni tanıyorsam, arkadaşın da benim arkadaşımdır" mantığı var biraz da. Titan zinciri gibi... Hayat çok garip, Mersin maçlarından sonra Gökhan Güney'in "Candan Sevmeli" şarkısını dinleyen çocuk şimdi Frank Rijkaard'ın öğrencisi.
Gökhan Güney bu sezon Florya'da Mustafa Sarp'ı izlemeye gelecek muhtemelen. Orada Frank Rijkaard'la da tanışacak.
Mustafa Sarp’ın hem Gökhan Güney’i hem de Frank Rijkaard’ı tanıması nasıl bir şeydir bilmiyorum. Ama hayat gerçekten çok garip...

05 Haziran 2009

Lokma

Büyük konuşmayı seviyorum. Beşiktaş'ta yıllarca oturdum. "Haliç'in ötesine geçmem" dedim ama Allah'ın sopası yok. 4 yılı aşkın Merter'de oturuyorum. Geçenlerde Fenerbahçe'yle ismi anılmıştı ya hani, "Rijkaard'ın ne işi olur Türkiye'yle" demiştim. Durum çok farksız. Büyük konuşmuşum. Ama ne bileyim yönetim kendini aştı, geçen sene resimlerini gördüğüm, Barcelona takımını çalıştıran bir adam Galatasaray'ın başında. Çok bilmem oynattığı taktiği, ama geçen sezon benim gördüğüm Barcelona'nın teknik direktörü resminde Frank Rijkaard'ın ismi vardı. Büyük bir iş yani Galatasaray'a getirmek bu adamı.
Ha ev konusuyla açmıştık postu. Gittik Merter'e. 77 yılında yapılan bir apartmanın en üst dairesine bir sürü para harcadık. Güzel de oldu hani ama temeli sağlam mıdır çok emin değilim. Galatasaray da öyle. Adnanlar falan derken, temeller sağlam mı acaba?

02 Haziran 2009

Arz ederim...

Tamam Beşiktaş şampiyon olsun istedim ama gazeteleri hep siyah-beyaz görünce ister istemez magazin sayfalarına yöneliverdim son bi kaç gün. Mesela, Hülya Avşar "aldatmalara kadınlar sebep oluyor" demiş. Nazarımda yanlış bir cümle bu. Hülya Avşar aldatmanın temelidir benim gözümde. Her erkeğin bir Derya Tuna'sı bir de Hülya Avşar'ı vardır zira... Bir zamanlar Bayhan'ı aşağılayan kadın şimdi Bayhan'ın yerinde. Deniz Seki, Kuran okuyup, namaz kılmaya başlamış... Neyin ne olacağı hiç belli olmuyor. Zaten buna da kader diyoruz kısaca. Benim aklıma bir misal getirdi bu durum. Az çok zamanında cemaat ortamlarına girmişliğimiz var. Zahid Kotku bir eve misafirliğe gitmiş, evin sahibi Zahid Kotku'dan sadece sınav zamanları dua eden ve namaz kılan oğlunu azarlamasını istemiş. O ise tam tersini yapıp "çocuk sıkışınca kime gideceğini biliyor" demiş. Sağolsun İsmail'in sayfalarında okuduk, partileri, telefon konuşmalarını ama insan üzülüyor. Ben seviyorum Deniz Seki'yi, Allah yardım etsin diyorum...

Sanırım sonunda Biricik de keşfediliyor... Geçenlerde şarkının sonuna yetiştim, Biricik'in Benden İste şarkısını duydum. Kimin söylediğini çıkaramadım. Ardından Yıldız Tilbe'nin çıktı ya da çıkacak albümünün tanıtımını dinledim internetten. Aşk Bence Sen Demektir'i söylemiş Kürt kızı. Güzel de söylemiş. Biricik şimdi ne yapar ne eder hala bilmiyorum. Orhan Gencebay "Şu anda tasvip etmediğim bir işi yapıyor" demişti yıllar önce. Şükran Ay'ın oğluna sormuştum o da bilemedi. Olur da bulursam bi elini öperim inşallah kadının...
Gencebay 41. albümünü çıkaracakmış. Bu sayı sayma işini kim yapıyor bilmiyorum. Adamın 41 tane albümü yok ki. Sadece kasetleri hesap etse sayı hala 30'larda. 45'likleri katsa sayı 60'larda, 70'lerde. Ama sanırım pazarlama stratejisi diye buna diyorlar...
Demode oldu belki ama son zamanlarda Ziynet Sali'nin Beş Çayı şarkısını sevmeye başladım. Sesi de güzel kendisi de kanımca. Şarkıda arz ederim cümlesi geçiyor. Bilmiyorum burada evraklarda hep arz ederim dediğim için sevmişimdir şarkıyı belki de. Hatırlatmakta fayda var. Atarsa 75 yani Ardahan... Arz ederim...

31 Mayıs 2009

Adaletin bu mu dünya?

Son Öpücük

Hiç gelmeseydi keşke. Ya da kalsaydı gelmişken. Gelişi tez, gidişi daha da tez oldu. Güle güle Kaptan...

29 Mayıs 2009

Alternatif

Coşkun’un dediği gibi taktım ben Fransız hoca meselesine. Houllier, Le Guen açmadı beni pek ama Polat ve ekibi belli ki bir Fransız getirecek takımın başına. Başka bir Fransız geldi aklıma; Michel Hidalgo. 1984 Avrupa Şampiyonu Fransa’nın hocası. Wikipedia’dan baktım biraz. Tamam çok güvenilir bir kaynak degil ama yaşı, çalıştrdığı takımlar yanlış olmaz herhalde. 76 yaşında henüz. Aragones geliyorsa, Kalli geliyorsa O’da gelir. Üç yıl öncesine kadar Kongo Milli Takımı’nı çalıştırıyormuş. Pek soğuk değil futbola yani. Tigana’ların, Platini’lerin hocası. Geleceğin Galatasaray’ını inşa eder bir güzel. Aragones kovulursa basının “Kurt Hoca” kontenjanı da boş kalmaz hem…

28 Mayıs 2009

Kendimce sebeplerim var...

Daha önce yazmıştım... Öyküsü olan takım, ya Beşiktaş ya Galatasaray, kazanır demiştim. Mustafa Denizli'nin hikayesi daha güzelmiş demek ki. Onlar kazanacak. Üstüne üstlük Yusuf Şimşek'in yine Denizli'nin öğrencisiyken 8 yıl sonra yine Galatasaray'a karşı şampiyon takımı belirlemesi lezzetli bir dipnot. Denizli'nin Yusuf'un golünden sonra sevinmesini çözümleyemedim. Profesyonellik hangisi; Batistuta'nın Roma formasıyla Fiorentina'ya gol atışından sonra ağlaması mı, Denizli'nin Yusuf'un golünden sonra Lucescu sevinci yapması mı?

Biraderin morali bozuk... Fransızlar'a sarmış bizim yöneticiler diye... Bana kalırsa dert edecek birşey yok. Sözüm her takım ve her takımın taraftarı için... "Bir binayı yapamazsan yıkıp viran eyleme" demiş Kızılay... Her takıp yap-boz oynuyor... Kazı kazan kadar şans işi artık şampiyonluk bu devirde. Teknik direktör demişken, Rijkaard'ın gelebileceğini zannedenler var hâlâ... Adam İtalya'da güzel güzel takım çalıştıracakken neden gelsin buralara... Gerets hayranlığı başka bir konu. Her ne kadar para dese de adam çapını daha iyi biliyor bizimkilerden. Ayrıca sanırım başarılı yaptığı takımdan ayrılıyor, orada güzel anılmak istiyor görüşündeyim. Kalli'nin K'lautern'de, Galatasaray'da, Mısır'da şampiyon yapıp bırakması gibi. Dönünce neler olabileceğini sanırım kestirebiliyor.

Burada millet ışkın yiyor... Farklı bir bitki. Kabuğu soyuluyor yeniyor. Tadı erik çekirdeğinin içindeki çekirdek kadar ekşi. Ben sevmedim. Canım Antep'te yediğimiz taze yeşil nohut ve çağla çekiyor son günlerde. Antep'e gidişimiz Ağustos'u bulacak. O dönem kaçırmış olacağız, taze fıstıkla idare edeceğiz artık bu yaz...

Federasyon 9 Ağustos'ta başlatacakmış lig... Antep-Sivas maçında bile mahvoldu takımlar. Tamam 2010 Dünya Kupası var ama binmeyeceğimiz uçağa ne de diye rezervasyon yaparız ki. Ayrıca kendimce sebeplerim var. Askerlik bitimi 2. haftayı buluyor. Ligin başlangıcını kaçıracağız. Çarşamba, cumartesi, pazar belki pazartesi yaysalar maçı.

Kendimce sebeplerim var demişken. Ilıcaklar'ın gelini kaset çıkarmış. 4 tane erkek şarkıcıyla şarkı söylemiş. Onlara da 4 tenor demişler. Ben tenor falan anlamam. Pavarotti öldüğünden beri Tatlıses tek bu alemde. Düete gelince, 1980'lerin sonunda bizim arabeskçiler yapardı bu işi millet alay ederdi. Emrah'ın İzel Çeliköz'le yaptığı Mecbur Kaldım mesela hala favorimdir. Sıla Mısırlı da öyle. Nejat Alp'lerin, Arif Susam'ların sahnesinde şimdi Ferhat Göçer'ler, Oğuzhan Koç'lar, Burak Kut'lar var...

Hatırlatalım, plakaya düştük... Countdown sırası bizde. Seçimlerde Antep'in İstanbul'un gelmesi oldukça zaman alırdı. Şu askerde Adana'ya nasıl ineceğiz Allah bilir... Neyse Atarsa Osmaniye... Osmaniyeli olmak arkadaşın ağırına gidiyor ama burada olsa İsmail'i kantine sokar, ısmarlardım istediğini yarın...

27 Mayıs 2009

İyi ki dönmüş...

Gündüz birkaç internet sitesinde rastladım habere ama pek ciddiye almadım. Akşam eve dönünce Gayın-Sin’de okudum. Houllier’le anlaşmanın eşiğinden dönmüş Galatasaray. İyiki de dönmüş dedim ama sevinemedim bu habere. Çünkü Houllier olmayınca Le Guen’e dönmüş Galatasaray yönetimi. Anlaşılıyor ki Gerets’i, Skibbe'yi mumla aratmak niyetindeler. Koca Liverpool altı yıl sabretmiş bu adama, her istediğini alıp her dediğini yapmış. Karşılığında da fazla bir yol gidememiş. Heyecanını çoktan kaybetmiş, 63 yaşına gelmiş, kısmen emekli bir futbol adamını geleceğin takımını kurmak için seçiyoruz. Yönetimin bir başka niyeti de Aslantepe’de en fazla beşbin kişiye oynamak olmalı diyorum ben Houllier, Le Guen peşinde koştuklarını görünce.

18 Mayıs 2009

Bize uzak Alman'a yakın...

Nihat Kahveci’nin İspanya’daki performansından sebep, Necati Ateş ve Ersen Martin gibi pek de kıymet vermediğimiz topçular, İspanya’nın yolunu tuttular. Başarılı oldular mı? Hayır. Denedi İspanyollar ama tutturamadılar. Belki gene deneyecekler. Bu memleketten Baliç ve Boliç gibi iki Boşnak geçti. Bir dönem gerçekten çok iyi işler yaptılar. Sonrasında bizden gidip Boşnakların kapısını çalan olmadı. Ama belli ki Almanlar iyi kapı çalmışlar Bosna taraflarında. Sejad Salihovic, Vedad İbisevic; Hoffenheim’da Misimovic ve Edin Dzeko’da Wolsfburg’da çok iyi sezon gecirdiler. Ibisevic sakatlanmasa gol rekoru kıracaktı belki Bundesliga’da. Benim çok az takip ettiğim kadarıyla bildiğim isimler bunlar. Başka takımlarda, başka liglerde de vardır mutlaka iş yapan Bosnalılar. Fenerbahçe Figer’e, Galatasaray Sezgin’e teslim olunca ordan buradan yetenekli adam bulup getirmek zordur elbet. Boliç ve Baliç’de yetenek avcılığı yapmıyorlar bildiğim kadar ama en azından Saffet Sancaklı, şu Bosnalıların birinin kolundan tutup getirebilseydi keşke memlekete…

09 Mayıs 2009

Şimdiden kaybettin Luce...

Beşiktaş-Fenerbahçe maçı ertesinde Fanatik Gazetesi başlık olarak İslam Çupi'nin yazısını yazmış. Hani şu Fenerbahçe'nin 3-0 geriden gelip 4-3 kazandığı Galatasaray maçı ertesi Çupi'nin Milliyet'te Fenerbahçe'nin büyüklüğünden bahsettiği yazı. Fenerbahçe Türkiye'nin en büyük kulübüdür benim gözümde ancak öylesi bir yazı sıradan bir sezonun sıradan bir derbi maçına malzeme olmasaydı keşke. Geri dönüş demişken... Bir çok isimden sonra Lucescu da geri dönüyor. Geri dönen Galatasaraylılar'ın şansı tutmuyor. Werder'in UEFA Kupası hayırlı olsun tekrar...
***
Beşiktaş lider oldu... Ben geleneksel bir adamım. Gelenek bozulmasın, Beşiktaş şampiyon olsun. Sivasspor'un kuvvetli savunucuları Hasan Ercazip'le Ozan Şişli'ye de geçmiş olsun...
***
Arda'nın silahlı tişört olayı patladı geçen hafta. Silah, şiddet lafları edildi. Günler sonra Dolce Gabanna'nın Yaralı Yüz'de kullandığı silah motifi nin protesto amaçlı basıldığı tişört olarak özür dilendi. Allah özür dileyenlerden razı olsun ancak bu olay spor basını çalışanlarının düz mantıkta olduğunu yeniden gösterdi. Belki direkt bu olayla ilişkilendirmemek gerek ama birşey takip etmez, bilmez, yaftayı yapıştırdıkları şey öyle algılanır sürer gider. Kitap okuyanı olmaz, cahili çoktur. Kadını ulaşılamayacak varlık görür, kendisine ilk 'cee' diyenle evlenir. İçimden geldi yazdım yine...
***

Habertürk'te gördüm. Selçuk Şahin 3 yıllık imza daha atarsa bir çok efsane ismin rekorunu kıracakmış. Fenerbahçe'de uzun dönem top oynayanların isimlerini sıralamışlar. İsmail Kartal ve Şenol Çorlu bir yana Müjdat Yetkiner'den de bahsetseler iyi olurmuş.
***
Haşmet Babaoğlu'nun Fotomaç'ta yazdığını farkettim bugün. De Sanctis'in iyi ya da kötü mü kaleci olduğunu söylesinler dişimi kırarım demiş. Çok beğenen var, bence de iyi kaleci. Benim Mondragon kadar güvendiğim kaleci. Ha ayrıca kaleci demişken, çok da iyi olmasına gerek yok kalecinin şampiyonluk için. Pierre Esser, Mehmet Bölükbaşı, İkinci Hayrettin Demirbaş gibi isimlerle bile şampiyon olunabiliyorsa her kaleciyle şampiyon olunur.
***
Pelin Batu gibi bir kadın prim yapıyor bu memlekette Can Dündar gibi adamın da hatası kovalanıyor. Hadise'ye poposunu görmekten bıktım diyen Pelin Batu'ya "ilk kez hangi gazetelerin hangi sayfasında ne şekilde çıktın", "Şimdi ne iş yaparsın" diye birisi sorsun Allah aşkına. Can Dündar'ın da filminde 28 hata bulmuşlar. Üstelik bunların bir çoğu da öznel ya da göreceli hatalar.
***
Bu arada sembolik olarak ıslandık. Cumartesi akşamı itibarı ile atarsa 99...

04 Mayıs 2009

Yaser neden burada?

Korkmaz’la gelen kötü futbol ve şampiyonluğa erken havlu atmak çok moral bozucu. Moral bozan başka bir şey de Özgürcan’ı seyretmek varken Yaser gibi yetenek yoksuluna mahkum kalmak. İlla gençler oynasın altyapıda kim varsa dolduralım A takıma diye takıntımız yok. Takıntımız Yaser. Getirenlere de oynatana da bolca kızıyorum! bu aralar. Yönetimin, kadroyla, teknik yönetimle ilgili orta veya uzun vadeli planı yok. Yönetimin aslında hiçbir planı yok. Hal böyleyken Özgürcan’ı pişsin! bolca oynasın diye bir takıma kiralık göndermek izah edilebilir belki ama pişse de bir şeye benzemeyecek Yaser gibi yetenekleri! alıp oynatmak plansızlığın sonuçlarından biri. Sonuçta basit bir bir transfer hatası değil Yaser. Yönetememenin basit bir sonucu. Bu yıl geçti. Seneye Sakaryaspor olmamalı Özgürcan’ın takımı. Yaser’ in de Galatasaray...

Kayıp Ömer

2007-08 sezonunun başıydı... Antep Belediye yönetiminde tuhaf şeyler futbolcuları dağıtmışlardı. Serdar Özbatyarktar, Sezgin Coşkun ve Ömer Yalçın önemli kayıplardı. 2007 genel seçimleri öncesi Antep tarafı farklı, Eskişehir basını farklı şeyler yazmıştı. En çok Ömer gitti diye üzülmüştü bizimkiler. Tamamen çıkmış aklımdan. Önce Sporx'de Serdar'ın ardından Tam Saha'da Sezgin'in röportajlarını okuyunca 'Nerede bu Ömer' dedim. Bir ara sakatlanmış sonra da Diyarbakır'a inmiş geçici olarak. Yanar döner açıklamaları gidişin sebebinin sadece sakatlık olmadığını belli ediyor ama Ömer'in gidişini bilen bir Eskişehirli varsa öğrenmek isterim...